İZ BIRAKANLAR – KİTAPLAR

İNSANLARI ŞEKİLLEDİREN ETKENLER VAR

İnsanın fiziksel yapısı ve kişiliğinin gelişiminde anne babasında devir aldığı genetik mirasın yanısıra hayatı boyunca etkileşim içinde bulunduğu yakın çevrenin de etkisi var.

Peki beni bildiğimiz Selçuk haline getiren etkenler neler ? Beni şekillendiren şeyleri şöyle bir toparlarsam belki bu sorunun yanıtını buluruz.

Neye yarar bu yanıt? Ne bileyim işte, çocuklarının torunlarının bana benzemesini istemeyenler onları bunlardan uzak tutabilirler, ya da tersini yapabilirler. Şaka bir yana, herkesin iyi ya da kaçınılması gereken yönleri vardır, seçici olmakta fayda var.

KİŞİLİĞİMİ ŞEKİLLENDİREN ETKENLERİ NASIL GÖRÜYORUM

İnsanı fiziksel ve kişilik olarak şekillendiren etkenleri aşağıdaki gibi görüyorum:

  • Genetik Miras,
  • Evdeki eğitim
  • Rol modelleri – kişiler,
  • Okuldaki eğitim,
  • Kitaplar.

Bunlardan genetik miras ve diğer etkenleri bu yayında irdelemeyeceğim, doğrudan kitaplara ve kişilere geçeceğim. Kitaplar bu yayında, kişiler için de burayı tıklayınız.

Diğer başlıkların her birisi ayrı bir tartışma konusu olabilir, benim açımdan bunların her birinin tartışmasız sebep-sonuç ilişkileri doğurduklarını da burada belirteyim.

OKUDUĞUM KİTAPLAR

Not : Burada verdiğim kitap görselleri çocukluğum ve gençliğimde kitaplığımdaki kitapların fotoları değil. Maalesef yıllar içinde bir evden öbürüne taşındıkça, evde yer kalmadığında eski kitaplar oradan oraya atıldı. Çocukların da bu kitaplara pek ilgisi yoktu zaten. Sonunda tamamiyle kayboldular. 
Kullandığım görseller internette bulup indirdiklerim. Kitapların resmini yayınlamakla fikri mülkiyet haklarını ihlal ettiğimi sanmıyorum. Sonuçta onlar hakkında iyi şeyler yazıyorum.

Herşeyden önce şunu belirterek başlayayım. Kitap okuma alışkanlığının hayata kattığı çeşni ve tatmin duygusu yıllar boyunca artarak sürüyor. Bu açıdan kendimi şanslı görüyorum. Hayatta zevk alınan şeyler ne kadar çeşitli ise, onu mutlu olarak geçirmek de o kadar olası oluyor.

Bu alışkanlık ise, büyük ölçüde hayatınızda ilk okuduklarınızdan aldığınız keyif ile başlıyor.

Ben, ilk okulda okumayı öğrendiğim ilk andan itibaren içine kapanık bir kitap kurdu haline geldim. İçine kapanıklık bir sebep mi sonuç mu pek değerlendiremiyorum, neyse.

O yıllardan biraz söz etmekte yarar var, zira hayatta çocukları kitaplardan uzak tutacak ya da yakın durmalarına yol açacak çevresel etkenler var. Özellikle günümüzde, ilk okul çağından itibaren gözlerini telefon ekranından ya da televizyondan ayıramayan, bilgisayar oyunları müptelası çocukların kitap okuma alışkanlığı kazanabilmesi zor görünüyor.

Kitapların yerini internet'in alabileceği, bu şekilde bilgiye erişimin kolaylaştığı iddiasına karşılık diyeceklerim şu:

İnternet, rafları dolduran ciltlerle Meydan Larousse ya da Brittanica Ansiklopedisine mükemmel bir alternatif. her türlü bilgiye ve eğlence içeriğine erişim için de harika bir araç, bu doğru.

Ancak, roman olarak okuduğumuz bir eserin filmini izlediğimizde uğradığımız hayal kırıklığını hepimiz yaşamışızdır. Okunan esere hayal dünyamızda kendimizden de birşeyler katarak zenginleştiririz, bu bizi geliştirir ve fazladan bir tatmin sağlar. Kitap okurken ufkumuzun genişlediğini, hayatımızın zenginleştiğini hissederiz. Çocukluğumuzda okuduğumuz kitaplar, soyut şeyleri algılama konusunda beynimizi geliştirir. Kitap, çocukların hayal dünyalarını zenginleştirir.

Bu nedenle kitaplardan uzak kalan çocuk ve yetişkinlerin yaşamlarından önemli bir parça eksik kalmış olur. İşin kötüsü mahrum kaldıkları şeyin farkında da olmazlar. Halbuki, dünyalarını kat kat genişletecek şey hemen oracıktadır.


1958-1963 yılları arasındaki yıllar ilk okullarda çocuklara Marshall yardımı kapsamında tedarik edilen pilav, süt tozundan yapılmış süt ve yoğurtlardan oluşan öğlen yemekleri verilen zamanlardı.

Öte yandan yerli malı haftaları yapılır, okula masa örtüleri getirilir, bunların üzerine yine evden götürdüğümüz kuru yemişler, kurutulmuş meyveler serilirdi. Amaç, yerli malı kullanmayı teşvik etmekti, ama bizler zaten ithal şeylerden zaten uzaktık. Yerli olmayan gıda maddeleri evlerimizde bulunmazdı.

İşin ilginç yanı, bu yıllar aynı zamanda yerli üretimin basında yayında baltalanmaya başlandığı yıllardı. “Zeytin yağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” türküleri ile SümerBank üretiminin küçümsendiği, margarin reklamlarının ayyuka çıktığı, tereyağından nefret etmeye zorlandığımız yıllardı. Zeytin yağından uzaklaşıp mısır özü yağına, ayçiçek yağına yöneliyorduk. İngiliz kumaşı, beyefendilerin kostümlerinin dikildiği en makbul dokumalardı. “Amerikan bezi” denen kaba dokumanın evlerde kullanımının ne kadar yaygınlaştığını akranlarım hatırlarlar.

Önüne “Amerikan” ibaresi konulan her şeyin makbul olduğu empoze ediliyordu. Bir diğer örnek “Amerikan Servis”, “Amerikan Salatası” …

Sosyetik partilerdeki “Döner Corner” lafını duyan babam Amerikan kaşığı ile Türk b..u yiyoruz demişti.

Bu dönemde yerli üretim olarak gelişme potansiyeli olan her ne varsa ya durduruldu, ya da başlamasına bile izin verilmeden önü kesildi.

Çocukların hayatı, ders saatleri dışında, akranlarla mahalle aralarında koşup oynamakla, büyüklerle de piknik, deniz, sinema, akraba komşu ziyaretleri ile geçerdi. Televizyon, bilgisayar, akıllı telefonlar gibi günümüzün çocuklarını esir alan teknoloji canavarları yoktu.

Radyo yayınları vardı ama çocukların ilgisini çekecek programlar çok azdı. Zaten TRT nin biri Istabul’dan, diğeri Ankara’dan yayınlanan sadece iki programı vardı. TRT de sabahları çocuk saati diye programlar vardı. Bunları hiç kaçırmazdık. Başlangıç müziğini duyunca radyonun başına koşardık.

Yani kitaplara ayrılacak epeyi bir vakit vardı.

İLK VE ORTAOKUL ÇAĞI KİTAPLARIM

İlk okulda öğrencilere haftada bir dağıtılan bir çocuk dergisi vardı, derginin arka sayfasında bir çizgi hikaye yayınlardı. Futuristik bir dünyada hem suda hem de havada gidebilen üst tarafı saydam küçük bir araç, içinde bunu kullanan bir çocuk kahramanın maceraları anlatılırdı. 15-16 karecikten oluşan bu diziyi çok severdim. Devamını okumak için gelecek sayıyı iple çekerdim.

Bu yıllarda elime geçen her kitabı dergiyi yutarcasına okurdum. Kitaplar genelde arkadaşlarımın evlerinde elime geçerdi. Örneğin Jule Verne in kitaplarını (Denizler altında 20.000 fersah, Arzın merkezine seyahat, 80 günde devrialem) bir arkadaşımın evinde bulup, ilk okul yıllarımda okudum.

Jule Verne – okuduğum ilk kitaplardan

Doğan Kardeş dergisi ilk okul yıllarında bizim eve satın alınarak giren ilk periyodik dergi idi, çok dolu bir dergiydi. İlkokul bitene bu dergiye kadar aboneliğim sürdü. Çok severek okurdum. Her yeni sayısını sevinçle karşılardım.





Aynı yayınevinin Duygulu Dostlar adlı kitabını da bir solukta okuyup bitirmiştim.

Duygulu Dostlar’la tanışmam yine bir arkadaşımın evinde oldu, ama satın alınıp kütüphaneme yerleşmesi de çok hızlı oldu.

Hayvanlara kişilik kazandırarak yaşamlarını hikayeleştiren nefis bir çocuk kitabıydı.





Keşifler ve icatlar ansiklopedisi de çocukluk arkadaşım Bülent’lerin evinde gördüğüm bir kitaptı. Bu görseldeki gibi sert kapaklı değil daha renkli karton kapaklı büyük formatlı bir kitaptı. Akla gelen tüm bilim adamlarının ve mucitlerin hayatları ve keşiflerini resimli roman halinde anlatıyordu. Edison, Kopernik, Galileo, Pastör, Curie’ler … Bilim adamlığına özenmeye başlamıştım, artık benim kahramanlarım bilim adamları idi.

Fen ve Tabiat Ansiklopedisi de gözde kitaplarım arasındaydı. Ansiklopedi de oturulup sayfa sayfa okunur mu diyebilirsiniz. Ama ben okurdum işte, hem de dönüp dönüp tekrar okudum.

Fiziğe ilgimi depreştiren kitap

Bugünkü E5 yolu, Maltepe köprüsünün orada Giray Soytekin adında bir ortaokul arkadaşım oturuyordu. Şair ruhlu hassas bir çocuk idi, evlerine sıkça giderdim, hem kendisi ile iyi vakit geçirirdim, hem de evlerinde çok kitap vardı. Kedileri de çok severlerdi, evleri kedi doluydu. Giray’ın babası yoktu, annesi Nafıa teyze ile birlikte yaşıyordu.

Aşık Veysel ile tanışıklıkları vardı, bu eve gelip giderdi, ama ben karşılaşmadım. Bundan Giray’ın babasının da sağlığında şiirle müzikle yakından ilgili olduğunu anlıyorum.

Giray’larda rastladığım baş ve son tarafları yırtılıp kaybolmuş bir kolej fizik kitabı benim için fizik açısından bardağı taşıran damla oldu. Kitap İngilizce idi, kolej kitaplarının basıldığı o kuşe beyaz kalın kağıtlarda renkli çizimlerle, deneylerle dolu idi. Bizim saman kağıtlara basılı ders kitaplarımızadan çok farklı idi. Artık İngilizce öğrenmem gerektiğini de görüyordum. Bu yırtık pırtık kitabı atılmaktan kurtarıp kitaplığımın baş köşesine yerleştirdim.

Sadece böyle bilimle fenle dolu dergiler okumazdım elbette, diyorum ya elime geçen her şeyi okurdum diye. Kuzenim Levent’in evinde de böyle muzır yayınlar bulup okurdum, hem de ne keyifle. Her yeni sayı bir sevinç dalgası yaratırdı.

Bunlar büyüklerimiz tarafından hoş karşılanmayan yayınlardı, yalnızca benim annem babam değil çocuklarının derslerini dert eden tüm ebeveynler kızardı. Bunlar çoğunlukla ders kitabının arasında konularak okunan dergilerdi. O zamanın anne babalarının çocuklarını korumaya çalıştıkları yayınlar bunlardı.

Gerçi, anne babaların derdi aslında dergilerin içeriği değil de, bunları çocukları derslerinden alıkoyuyor olmasıydı. “Tommiks Teksas okuyor” terimi haylaz ve tembel çocukları tarif ederdi. Yoksa konu, Tommiks Teksas gibi çocuk dergilerindeki yoğun ırkçı ya da şiddet içeriği değildi. O zamanlar Amerikan yerlilerinin, asyalı ya da latin dünyası insanlarının çocuklara kötü gösteriliyor olması pek kimsenin umurunda değildi.

Türkiye’nin gündemi ise “komünizm” öcüsü ile olasıya boğulmuş durumdaydı, Amerika canımız, ciğerimiz, dinsiz düşmanımız Rusya’ya karşı kollayıcımız, süper dostumuz idi. Çocuklarımızı okullarda Amerikan yardımları ile besliyor, Amerikan bezi kullanıyor, ordumuzu Amerikan silahları ile, yollarımızı Amerikan arabaları ile donatıyorduk. Onunla dost olmakla gurur duyuyorduk.

Her neyse şimdi kaptırıp başka konuya dalmayalım.

Orta okula geçmeden önce yakın çevremde girip çıktığım evlerdeki tüm dergi ve kitapları okumuş olduğumu söyleyebilirim. Örneğin, 10 yaşıma geldiğimde Kadir amcamla nişanlı olan Sevim Yengem’lerin evindeki tüm Hayat dergilerini okumuştum.

Pollyanna ve Oliver Twist bu yıllarda okuyup da hatırımda kalan kitaplardan. Ayrıca babamın eski eşyaları arasında bulduğum epeyi hırpalanmış “Adabı Muaşeret” kitabını da satır satır okumuştum.











Ortaokul çağına gelince kütüphanem daha zenginleşti. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın tüm eserlerini okumuştum.

Orta okulda iken edebiyat hocamız ders esnasında beni yanımdaki arkadaş ile konuşurken yakalamış, çok sinirlenmişti. Bunun cezalandırılması gerekiyordu. Not defterini çıkardı, beni ayağa kaldırdı, “anlat bakalım, Ahmet Haşim’in eserlerini” dedi. Çok sıra dışı bir soru idi, öyle rasgele sorulan bir Türk klasik yazarını aniden sorulunca anlatmak.

Ama bilmiyordu ki ben Ahmet Haşim’in sadece eserlerini değil hayatını da okumuş durumdayım. Başladım anlatmaya, kitaplarından girdim, özel hayatına, çirkinliği yüzünden kadınlarla arasının iyi olmamasına hiç evlenmemiş olmasına kadar. Konuşmamı Ahmet Haşim’den bekarlığına dair bir anekdot ile bitirmiştim. Hocam, şimdi adını hatırlamıyorum, eğer anlatamasaydım sıfırı kondurmaya hazır olduğu not defterini herhangi bir not yazmadan kapattı, gülümseyerek hadi otur demekle yetindi. Eminim anlattıklarımın çoğunu kendisi de bilmiyordu.

Aziz nesin

Aziz nesinin o zamana kadar yazdığı tüm kitaplarını – abartmıyorum, bütün kitaplarını – ortaokul bitmeden okumuştum.

İLK ve ORTAOKUL DÖNEMİ DİĞER KİTAPLAR

Bu yayını ele alırken “okuduğum kitaplar” faslının bu kadar uzun olacağını tahmin etmemiştim. Uzadıkça uzuyor, sanırım okumaya kalkışan için de sıkıcı olacak. İyisi mi hiç olmazsa ilk kısmını burada keseyim. Bazı yazar, dergi ve kitapların sadece isimlerini anmakla yetineyim.

Ömer Seyfettin, Reşat Nuri Güntekin, Sait Faik Abasıyanık da hafızamda iz bırakan yazarlar. Orta okul dönemimde Readers Digest dergisinin Türkçe sürümü olan “Bütün Dünya” yı da Nursel halamdan alıp okurdum.

KİTAPLARA DEVAM

Lise ve sonraki yıllarda da kitaplarla aram iyi olmaya devam etti. Elime kitap almadığım günler çok azdı. Yine Giray’ların evinde bulduğum başı sonu yırtılmış kalıncana bir “Yunan Mitolojisi” kitabını yutarcasına okumuştum. Bu yırtık pırtık kitaba da izinleriyle el koymuştum.

Türk ve yabancı klasiklerin hepsini okuduğumu söyleyebilirim. Victor Hugo’nun Sefiller’i bunlardan sadece birisi. Bu roman iki ciltten oluşuyordu. Elimden bırakmadan okumuştum.

Bu arada Gökkuşağı gibi fasiküller halinde satılan dergilere de abone idim. Bunlar 40-50 fasiküllük ciltler haline gelince cilt kapaklarını da alıp Cağaloğlu’na ciltletmeye götürürdüm.

Meydan Larousse Ansiklopedisi de -galiba bir gazete eki olarak dağıtılıyordu- aynı şekilde fasiküller halinde alınıp ciltlenir, kütüphanenin başköşesine yerleşirdi. Bunlar raf bekleyen dekoratif malzemeler değildi. Sayfa sayfa karıştırılır, okunurdu.

Jack London da favori yazarlarımdandı, hala da öyledir, kitaplarını tekrar tekrar okuyabilirim de, sıra gelmiyor.

YAKIN ZAMAN KİTAPLARIM

Lise bittikten sonra artık kişilik oturmuş oluyor. Ama son yıllarda okuduğum ve bana birşeyler kattığını düşündüğüm kitaplardan da söz etmek istiyorum.

Artık İngilizce’ye de hakim olduğum için kitap seçenekleri açısından önümde bir engel kalmamış durumda. Ama önce iki önemli Türkçe kitap:


Turan Dursun’un Kulleteyn’ini ufuk açan bir eser olarak görüyorum. Aslında bir din adamı olarak yaşamına başlamış bir kişi için çok cesur bir yayın.

Ben bu kitabı okuduğumda yazar hayattaydı. Bu ve başka eserlerinde mevcut din yaklaşımını ve peygamberi sert bir şekilde eleştiriyordu.

Ölümünün aslında hiç kitap okumayan, hatta eminim ki Kuran’ı da okumamış bir embesil tarafından, silahlı bir saldırı sonucu oluşu hiç de şaşırtıcı değil.



Ve bu da dünyaya, evrene bakışımı etkileyen bir başka kitap : Başlangıçta Hidrojen Vardı.

Bazı kitaplar insana, ya bu konu ilginç geldi, bu yazarın başka kitaplarını da bulayım, benzeri konularda başka yayınlara da bakayım dedirtiyor. Bu kitap da öyle bir lezzet bırakanlardan birisi.

Bu kitabı bana Cemalettin Erişen arkadaşım tavsiye etmişti, iyiki de öyle yapmış. Bunu okumasaydım birşeyler eksik kalırdı.

1980 lerde Stanley Cubic’ in Arthur C Clarke’in A Space Odyssey filmi sinemalara gelmişti. Tabi ki kaçırmamıştım. Yıllar sonra artık Amazon’dan kitap satın alma olacağım olduğunda ilk sipariş ettiğim kitaplardan birisi bu filmin kitabı oldu. Hemen ardından serinin tamamını sipariş ettim.

Arthur C Clark’ın müthiş serisi, ama ilk kitabın tadı bambaşka.

Arthur C Clarke bağımlısı oldum, neredeyse tüm kitaplarını okudum. Burada görsellerini verdiğim tüm kitapları elektronik kitap olarak satın alıp kütüphaneme koydum.

Arthur C Clarke – Kütüphanemdeki diğer kitapları

Fakat, Arthur C Clarke’in benim açımdan başyapıtı RAMA serisidir. Bu serinin Türkçe sürümünü basılı olarak olarak alıp okumuştum, ama doyamadım. Bu defa da seriyi elektronik kitap olarak satın aldım.

Arthur C Clarke – RAMA Serisi

RAMA muhteşem bir yapıt. Bana göre Arthur C. Clarke’in başyapıtı. Okudukça yazarın hayal gücüne, yaratıcılığına hayranlığım artıyor.

Bu kitaplar yaşamımızdaki pek çok şeyi sorgulamamamıza, bizimkinin dışında bir yaşamın nasıl olabileceğine dair düşünmeye itiyor.

Bizden binlerce yıl ilerideki çok gelişmiş bir uygarlığın ancak çevreyle tam uyum sağlamış, barışçıl bir toplumda ortaya çıkabileceğini vurguluyor. Yani bazı bilim kurgu filmlerindeki gibi, yıldızlara gidecek uygarlık düzeyine gelmiş ama, hayatları, doğası yok edilmiş karanlık bir dünyada ellerinde silahlarla birilerini öldürmekten ibaret bir toplumun asla var olamayacağını görüyorsunuz.

Bunları heyecanla, elimden bırakamadan bitirdiğim macera kitabı tadında romanlarla yapıyor.

Serideki kitaplar o kadar dolu ki, pek çok bölümü bir süre sonra aklımdan çıkıyor, tekrar dönüp okuduğumda daha önce öylesine geçtiğim ilginç ayrıntılar keşfediyorum. Anlayacağınız gibi, bu kitapları hala tekrar okuduğum oluyor..

Bill Bryson son yıllarda keşfettiğim ve bağımlısı olduğum yazarlardan. Popüler bilim diyebileceğim konuları, ya da sıradan birisi anlatsa sıkıcı gelecek bilimsel gerçekleri espirili bir dille, ilgi çekici taraflarını vurgulayarak anlatıyor. Her kitabını büyük bir keyifle okuyorum. Neredeyse her paragrafında “ya, bunu aklımda tutsam, birilerine bu şekilde anlatsam” diye düşündüğüm şeyler oluyor. Malesef bir süre sonra hiçbirini aklımda tutamadığımı görüyorum. Unutmak kötü bir şey ama iyi bir yanı da var. Sevdiğiniz kitapları tekrar tekrar keyifle okuyabiliyorsunuz.

Bill Bryson kitapları – soldaki ilk kitaptan sonra müptelası oldum.

Bill Bryson kitaplarından da, ilerlemiş yaşıma rağmen çok şey öğrendim. Bu yazıyı yazarken de elimdeki kitap yine Bill Bryson’un. “The Body”.


Stephen Baxter’in okuduğum ilk kitabı bu. İnsanoğlunun evrimini, bir hikaye tadında ele alarak eğlenceli bir şekilde okunacak kıvamda vermiş.







Ve son olarak da NUTUK. Ülkenin yakın tarihindeki en önemli dönemi öğrenmek için en güvenilir kaynak. Bunun için daha fazla bir şey söylemeye gerek görmüyorum.

Nutuk’u Üniversite yıllarında iken okumuştum. Evden eve taşınırken kaybolan yüzlerce kitabın arasında o da. Ama, artık elektronik kopyası var bilgisayarımda.

Artık bu kitaplar konusunu daha fazla uzatmamam gerektiğini düşünüyorum. Sanırım zihinsel dünyamı dolduran, önde gelen kitapları listelemiş durumdayım.

KİTAPLARIM HAKKINDA SON SÖZ

Artık kitaplarımı Kindle elektronik kitap okuyucuda taşıyorum, eğer bir kitabın elektronik sürümü varsa mutlaka onu alıyorum.

Kitap taşıma, evde yer bulma gibi sorunlar olmayınca eskisinden de çok okuyorum, zira artık bütün kitaplarım her daim yanımda. Kitaba Kindle da başlayıp tabletten, bilgisayarda, cep telefonunda, elimde hangisi varsa onda okumaya devam edebiliyorum.

Burada listelediklerim, kitaplarımın küçük bir bölümü. Özellikle teknik,mesleki ve bilim kurgu mahiyetinde sayısını bilmediğim kitabım var. Uzay teknolojisine merakım dolayısı ile uzayın keşfine dair çde çok fazla kitabım var.

İyi ki dünyada hayal gücü geniş, yaratıcı güzel anlatan, yazan insanlar var.

Bu yayının sonu – S.Özbayraktar Mayıs 2020

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *