İZ BIRAKANLAR – KİŞİLER

Bu bölümde hayatımın bir bölümünde yolumun kesiştiği, bana ilham vermiş, kendilerinden hayatımı yönlendiren bir şeyler öğrendiğim muhteşem insanlardan söz edeceğim. Elbette karşılaştığım, arkadaşlık edip birlikte çalıştığım yüzlerce insan var, çoğu ile ilgili güzel anılarım var. Hepsinden söz etmem mümkün değil, ama aniden sorulacak “kimler sende etki bıraktı?” sorusu karşısında ilk aklıma gelenlerden söz edeceğim.

Continue reading “İZ BIRAKANLAR – KİŞİLER”

İZ BIRAKANLAR – KİTAPLAR

İNSANLARI ŞEKİLLEDİREN ETKENLER VAR

İnsanın fiziksel yapısı ve kişiliğinin gelişiminde anne babasında devir aldığı genetik mirasın yanısıra hayatı boyunca etkileşim içinde bulunduğu yakın çevrenin de etkisi var.

Peki beni bildiğimiz Selçuk haline getiren etkenler neler ? Beni şekillendiren şeyleri şöyle bir toparlarsam belki bu sorunun yanıtını buluruz.

Neye yarar bu yanıt? Ne bileyim işte, çocuklarının torunlarının bana benzemesini istemeyenler onları bunlardan uzak tutabilirler, ya da tersini yapabilirler. Şaka bir yana, herkesin iyi ya da kaçınılması gereken yönleri vardır, seçici olmakta fayda var.

Continue reading “İZ BIRAKANLAR – KİTAPLAR”

MEHMET ÖZBAYRAKTAR 1925-2016

MEHMET ÖZBAYRAKTAR

Benden öncesi, daha doğrusu babam Mehmet Özbayraktar’ın öncesi için malesef kısıtlı bilgi var. Zaten bu blog’daki hatıra mahiyetindeki yayınların amacı da geçmişimize dair kayıtları yazıya dökmek. En azından benim erişebildiklerimden başlayarak. Babamın hayat mücadelesini anlatırken Cumhuriyetin ilk yıllarından yaşam ve insan manzaraları da vermeyi amaçlıyorum.

Aslında bu bölüm babamın hikayesi, zaman zaman benim ve annemin de katıldığı paragraflar olsa da genelde babamı anlatan bir sınırı korumaya gayret ettim. Bazı hikayelerin ayrıntıları ya da tamamlayıcıları annemin ve benim hikayelerimizi anlatacağım yayınlarda yer alacak.

Önce babam, ve onun öncesinden birkaç bilgi kırıntısı. Continue reading “MEHMET ÖZBAYRAKTAR 1925-2016”

ÇOCUKLUĞUM, GENÇLİĞİM 1952-1979

BUNU NEDEN YAPIYORUM

Yazmayı sevmeyen bir millet olduğumuzu bir yerlerde belirtmiştim. Ben ille de farklı olacağım ya, yazabildiğim herşeyi yazayım bari dedim. Bunu yazmaya değer mi kaygısına kapılmadan, bunu okuyanlar “bu da ne ya?” derler mi diye dert etmeden yapayım.

İnsan kendi hayatını, hatıralarını neden yazıp ortaya döksün ki? Bilemiyorum, ama yazmayı sevdiğimi farkettim, emeklilikte buna ayıracak vakit de var. Bilgisayar var internet var, daha ne olsun.

Babam da her şeyi yazardı, ama bilgisayarda değil, her yıl ihmal etmeden, ısrarla edindiği ECE ajandalarına. Ondan da birşeyler geçmiş olmalı. Babamın yazdıklarını sağlığında pek okuyamıyorduk, biraz kişisel alanına girdiğinden, kısmen de yazdıklarını zaten biz de yaşıyor olduğumuzdan o kadar ilginç gelmemesindendi her halde. Geçen ay hangi gün, maydonozu kaç kuruştan almış, sabah tansiyonu kaç çıkmış, kimler gelmiş, kimler gitmiş, geçen pazartesi ne yapmış, pek umursamıyorduk.

Ama her gün olanları ayrıntıları ile yazıyor olması o zamanlar da ilginç gelirdi.

Şimdi, babamı kaybettikten sonra yazdıklarının ne kadar ilginç geldiğini gördük. Eski yıllara ait olanları su baskınında yok olmasına rağmen sağlam kalan yakın tarihli ajandalar hala ilginç, en azından bana öyle geliyor.

Ben dedelerimin nasıl bir hayat yaşadığını bilmiyorum, ben hatırlayamayacağım kadar küçük yaşlardayken vefat ettiler. Bilmek isterdim, keşke günlük tutmuş olsalardı. Dedemden kalan tek yazılı belge babama yazdığı birkaç mektuptan ibaret, çok cılız.

Ben de olabildiğince, hatırladığımca kendi hayatımı kayda geçireceğim. İş hayatımla başlamıştım. Bu bölümde çocukluk ve gençlik dönemimle devam ediyorum. Aklıma gelen birşeyler olduğunda da güncelleyeceğim.

Belki ileride çocuklarım ve torunlarım için okuması ilginç birşeyler olur, eğlendirir onları.

Continue reading “ÇOCUKLUĞUM, GENÇLİĞİM 1952-1979”